ÖZGÜN EĞİTİM VADİLERİ

19.2.2019 10:52:22
Zeynel Karataş

Zeynel Karataş

 Eğitimcilerin geleceği okuma gibi bir sorumlulukları var. Bunun için tüm yeteneklerimizle “günü” doğru anlamamız gerekiyor. Stabil veya “düne” takılı kalmak mucizevi gelişimin önünde basit kalıyor. Geleceğin, farklı düşünen insanların hayal sınırlarında arandığı kabullenilmelidir. Bağırıp, gürültü yaparak olanı parlatmak, aidiyetindekini korumak yetersiz… bırakıyor. Biyodijital teknolojinin esintilerine dokunuyoruz. Eğitimin zihni, birey ve kolektif bilincin etkileştiği, birbirine katarak/katlanarak ilerlediği ortamı vermelidir. Eğitim yapısının, yatay ve dikey yönlü beyin göçüne ihtiyacı zorunludur. Zaman/kuşaklar arası geçiş kabiliyetine sahip model karakterler görünmelidir.

Eğitim ve öğretim gelişim süreci, insanlık tarihi kadar eskidir. Bu tarihi süreç, eğitim ve

öğretime vazgeçilmez kodlar yüklemiştir. Bilginin, teknolojinin, dijital alanın eşik atladığı

bir çağa girmiş bulunmaktayız. Süregelen kodlar bizleri bir yol ayırımına getirmiştir. Yaşayan

herkesin eğitim sistemine dâhil edilmeye zorlandığı bir süreç yaşanmaktadır. Gelişen eğitim sistemi

insanların kahir çoğunluğuna “Uysal” eğitim verirken çok az bir kesim “Ussal” eğitim alabilmektedir.

Ussal eğitime muhtaç insanların doğru adreslerde, doğru öğretmenlerin elinde, olması gereken

programlara tabi tutulması bir elzemdir. İnsan beyninin ulaştığı bilinç düzeyi, katı kolektif bilinçleri demode etmektedir. Ayrıntılara odaklanan eğitim yapıları “özel yeteneklere” ulaşmanın yollarını aramaktadır. Sıçrayarak geleceği yakınlaştıran “özgün eğitim vadilerinde” ussal patlamalar yaşanıyor. Donanımlı modern eğitim binaları, birleştirilmiş sınıf köy okullarını andırıyor. Farklı karakter ve yeteneklerin aynı sınıfta tek tip eğitimden geçmesi bunu kanıtlıyor. Alternatif görüşlerin eşzamanlı değerlendirilmesi karakter ve yeteneklerin ayrışımını kolaylaştıracaktır.

Eğitime; felsefenin, inançların, coğrafyaların ve kültürlerin farklı görüşlerdeki yaklaşımları bilinmektedir. Kendine özgü her yaklaşım özelleri içinde karşılık bulmuştur. Atomcu ve organik görüş bunlardan iki tanesidir. Dünya üzerinde bireyi “özgürleştirmeyi” hedefleyen görüş (Atomcu Görüş) ile bireyin “özgür alanlarını” belirleyen görüş (Organik Görüş) eğitim sisteminde dengeyi kuramamıştır. Bireylerin kendine özgü özelleri ve öncelikleri dikkatte alınmadığında tek başına bu görüşlerin uygulamasında sosyal sorunlar doğuracaktır. Sadece “özgürleşmeyi” hedefleyen görüşe ve sadece “özgür alanı” belirleyen görüşlere uyumlu birey sayısı oldukça azdır. Toplumu oluşturan bireylerin kahir çoğunluğu “duruma göre” tam özgürlüğe ve sınırlanmış özgürlüğe muhtaçtır. Toplumun ana gövdesini oluşturan bu kitleye karma bir sistemi uyarlayabilmek/uygulayabilmek için zengin ve profesyonel eğitim yapısına ihtiyaç vardır. Disiplinli/sınırlı özgürlüğe mecbur öğrenci, tam özgürlüğü kötüye kullanarak kendisine/topluma/geleceğe zarar verecektir. Bu tip bireyler, toplumu terörize eden kontrol edilemeyen anarşist ruhlu olur. Tam özgürlüğe ihtiyaç duyan öğrenci disiplinli/sınırlı özgürlükte içine kapanık-psikolojik sorunlar yaşayan öğrenci tipini ortaya çıkaracaktır. Böyle bir durumda toplum Aynştay’ını-Aziz SANCAR’ını çıkaramaz. Zengin ve profesyonel eğitim becerisini gösteremeyen eğitim yapılarında “işsiz okumuşlar” veya birbirlerini yok etme üzerine kurulu “rekabet eden aptallar” toplulukları ortaya çıkar. Anlaşılmalıdır ki yaşamda tek görüş uygulaması sorundur/sorunludur.

Geçmişinde yaşayan, zamana karşı esnemeyen kolektif bir bilinci paylaşıyoruz. Geleceğini öngörmeyi engelleyen bu bilinç, birey ve ailede hapis psikolojisi uygulamaktadır. Bu süreç eğitim kurumlarını, bilgiyi üretmek yerine aynı bilgiyi nakarata bağlamış durumda.. Bilgi tek başına değersizleşmiştir. Bilginin yaşam alanı bulması zorunlu hale gelmiştir. Kolektif bilinç yapısı, depolanan bilgiye uygulama alanı açmakta zorlanmaktadır. Kolektif bilinç, benzer düşünceler dışında bir şey üretmeyecektir. Her birey kolektif bilincin bir üyesidir. Kolektif bilinç ötesine ulaşan birey, tecrit korkusuna rağmen farkındalık yaratabilir. Birey böylece kolektif yapıya da yeni bir ufuk katacaktır.

İnsanlık yürüyüşü, geleceğine ilerlerken “sonraki daha iyi olanı” hedefe koydukça değişim/gelişim devam edecektir. Mevcuttan beslenen erk, değişime hep direnmiştir. Seçilmiş hatiplerin etkili kürsülerdeki nakaratı, toplumu hipnotize edebilir. Bu “sonraki daha iyiye” ulaşımı durduramamıştır. Herksin hep aynı düşündüğü yaşam, taleplere cevap vermeyecektir. Farklı düşüncelerin sağladığı olanaklar somutlaştıkça kitlesel dönüşüm, süreci hızlandıracaktır. Enformasyon teknolojisinin ulaştığı boyut, kapalı kolektif bilinç direncini azaltmıştır. Topluluklar karşılaştıkları “yenilere” şaşırmamaktadır. Toplumun bu yeniliklere tepkisi yeniliğin kısa sürede sağlayacağı kar-zarar denklemi üzerinde kuruludur. Değişen eğitim yapılarına müdahale bu perspektiften anlaşılabilir.

Eğitimde mevcudu kabullenmek dinamik olan tabiata ters düşer. Durağan veya yavaş olan bir

eğitim yapısı, değişimin karşısında ezilecektir. Eğitimin-öğrenimin, okul çatısından çoktan çıktığı bir

zamanı yaşıyoruz. Eğitim sistem ve yapılarının değişimin karşısında enkaza dönüştüğünü görüyoruz.

Mevcut durumda, geleceği bugün yazmakta zorlanıyoruz. Bugünü kazanamamış beyin ve okul

yapılarında yüzümüz düne dönük kalıyor. Hayal-düşünce ve bilginin atölyesi olan okullar kuşbakışı

âleme bakma zirveleridir. Bakıştaki görüşü netleştirmek için okulların “İnsan ve Mekân Kaynaklarını”

beklentilere göre dönüştürmeyi zorunlu kılar. İnsan ve mekân kaynaklarının dönüştürülmesi için “ekonomi” önemlidir ancak öncelikli değildir. Öncelikle dünya görüşü ve inançtan beslenen zihniyetin, yenilenmeye açık olması gerekir.

Karanlığımızda boğuşarak çok çalışıyoruz. Gen ve geleneklerimizi “Öğrenmişler” bizi senaryolarında figüran olarak kullanıyor ve hayırsever değiller. Zayıf yönlerimizi “Öğrenmişler” özgün eğitim vadilerinde ulaştıkları teknoloji için coğrafyamızı denek olarak kullanacaklar. ”Onlar” orta ve uzak menzilden keşiflerini seyredecekler. Peki ya biz… Şizofren belirtilerle kin ve nefret karanlığında boğuşarak yoruluyoruz. Hayat bir laboratuvardır… Sonuç alınmayan deneyde ısrar, sınırlanmış beyinlerin uğraşıdır… Boyut düşmeye veya boyut atlamaya hazır mıyız? 18.02.2019

Zeynel KARATAŞ

Bu yazı toplam 31866 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
NÖBETÇİ ECZANELER

Bu Gece Kahta'da

Nöbetçidir.


GAZETELER
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kahta Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.